2004 yılında kurulan derneğimiz, tüzüğünde belirttiği ilkelerinden taviz vermeden her koşulda mazlum ve mustazaf halkımızın yanında olmuştur. Hakkın emrinde Müslüman halkımızın duygularına tercüman olmuş, hizmetten geri durmamıştır. Gerek mağdur ve muhtaçlara yaptığı yardımlarla ve gerekse düzenlediği etkinliklerde yüz binleri buluşturmasıyla Müslüman halkımızın gönlünde yer etmiştir. Çalışmalarıyla mazlum ve mustazafların yüzünü güldürüp, sevindirmiş, zalim ve müstekbirlerin korktuğu bir camia olmuştur.
Camiamızın hayırlı hizmetlerini hazmedemeyen müstekbir güçler, faaliyetlerimizi engellemek için değişik, tuzaklar kurmuş ve komplolar tezgâhlamışlardır. İktidarlarını sürdürebilmek için çıkardıkları kaos ve kargaşa ortamına bizleri de dahil etmek için sürekli olarak camiamıza saldırmışlardır.
2006 yılından beri, illegal bazı yapılara mensup kişileri, defalarca camiamızın derneklerine ve üyelerine saldırtmışlardır. Bu provokatif saldırılar ile üye ve gönüllülerimizi tahrik ederek, illegal yollara itmek ve suç işlemeye sevk etmek istemişlerdir. Camiamız, bu saldırılara karşı sürekli itidal çağrısında bulunarak kurulan tuzakları ve tezgâhları boşa çıkarmıştır.
Diğer yandan aynı karanlık güçler etkili ve yetkili oldukları kolluk ve yargı gibi yerlerde derneklerimize ve üyelerimize karşı komplolar tezgâhlamışlardır. Tüzüğümüz çerçevesinde yapmış olduğumuz yasal faaliyet ve etkinliklerimizi, yasadışı faaliyetlermiş gibi göstermeye çalışmıştır. Kamuoyunu yanıltmak için itham ve iftiralarını gerçekmiş gibi yandaş medyaya servis etmişlerdir. Yandaş yargı mensupları da verdikleri ısmarlama kararlar ile bu tezgâha ortak olmuşlardır.
Son olarak çalışmalarımızı hazmedemeyenler tarafından derneğimizin feshi için açılan dava, kutlu doğum etkinliklerimizi sabote etmek için alelacele sonuçlandırıldı. Bunun için de davaya bakan savcı ve hakim değiştirildi. Değişikliğin ikinci celsesinde, dosyadaki eksiklikler giderilmeden ara kararları yerine getirilmeden, kolluğun iddiaları mutlak doğru kabul edilerek gıyabımızda karar verilmiştir. Verilen fesih kararı, temyiz edilmiş olup dernek faaliyetimiz devam etmektedir.
Bu yargılama ve cezalandırma tarzı, istiklal mahkemeleri uygulamalarını aratmamaktadır. Resmi idelojiyi koruma adına yargının keyfi uygulamalarına Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görmeye alışmıştık. Öyle görünüyor ki, bundan böyle yandaş yargı zulmünü, Asliye Hukuk Mahkemelerinin keyfi uygulamalarında da sıklıkla göreceğiz.
Camiamız sahip olduğu halk desteğine ve etkileyebildiği kitlenin genişliğine rağmen tahriklere kapılmamış ve mutedil hareket etmekten vazgeçmemiştir. Bu güne kadar gerçekleştirdiğimiz, binlerce faaliyet ve etkinliklerimizde kimsenin burnu dahi kanamadı. Derneklerimiz defalarca denetlemelerden geçti, hukuk dışı, yasadışı bir husus tespit edilmedi.
Bu güne kadar derneklerimiz tarafından on binlerce muhtaç aileye yardım yapılmıştır. Yardıma muhtaç bir insanın fikrine, zikrine bakmadığımızı dernekler müdürlüğü yetkilileri dahil herkes biliyor.
Hukuk, kişiye göre uygulanacak bir şey değildir. Akredite olan kişi ve kurumlar için ayrı resmi ideolojiye biat etmeyenler için ayrı uygulama. Hukuk devleti ilkesine inandığınızı söylüyorsanız bunun adı hukuk değil, keyfiliktir.
Hukukun dışına çıkıp derneklerimizi kapatanlar, üyelerine ceza verenler ve verdirtenlere sormak lazım. Hazımsızlığınızın gerçek nedeni şu faaliyetlerimiz olmasın mı sakın?
-Allahın kitabına ve peygamberin sünnetine sarılmamız, Peygamber sevdalısı yüz binleri bir araya getirmemiz, -Resmi ideoloji yerine, İslamı referans almamız, dayatmacı tek tipçi zihniyetinize karşı çıkmamız, -Mazlum ve Mustazaf Müslüman halkımıza sahip çıkmamız onların dertleriyle dertlenmemiz, -Aç olduğu için hırsızlık yapmak zorunda bırakılan fuhuş vb. ahlaksızlıklara bulaştırılan gençlerimizi o bataklıklardan kurtarmamız, -Gençlerimizin ahlakını bozmak için kızlı erkekli etkinlikler yapma yerine, haremlik ve selamlığın uygulandığı etkinlikler yapmamız. Ahlaki yozlaşmaya engel olmamız.
Derin ve karanlık yapılar tarafından hazırlanan, balyoz, kafes vs. adlı darbe planlarına göre, İslami camia ve kişilere komplo kurulacağı, evlerine ve kurumlarına suç unsuru eşya bırakılacağı ele geçen belgeler ile deşifre edildi. Bu planlar, ülkenin batısında yer alan ve akredite olan bazı camialara karşı, uygulamaya konunca, bunun komplo olduğu hükümet ve yetkililer tarafından kabul edilmektedir. Bu komplolara karıştığı iddiası ile yargı mensupları dahi soruşturma geçirip tutuklanmaktadır. Aynı zihniyet tarafından camiamıza ve derneklerimize karşı tezgâhlanan komplolar görmezden gelinerek, derin yapılar ile ortak hareket içine girilmektedir. Camiamızı karalamak halk ile aramıza girmek ve hizmetlerimizi engellemek ortak paydasında buluşmaktadırlar.
Sonuç olarak
Derneğimize yönelik hukuksuz kararlardan ve uygulamalardan vazgeçilmesini, hükümetin ülkenin doğusuna da batısına da adaleti tesis etmesini, Müslüman halkımızın dini ve dili üzerindeki engelleri kaldıracak kalıcı düzenlemeleri bir an evvel yapmasını ve hak yolda halka hizmet etmeye devam edeceğimizin herkesçe bilinmesini istiyoruz.
Bir ülkede, hak ve hukuk dağıtması gereken yargı sistemi, haksızlığın ve zulmün sebebi olmuş ise, bu ülkede adalet ölmüştür. Mazlumların, kendi haklarını elde etmek için umut kapısı olarak gördüğü makamlar zalimleşmişse, bu ülkede insanlık ölmüştür. Ve zayıflar, acizler, mağdurlar devlet kurumları eliyle zulme uğruyorlar demektir.
Bir ülkede, yargı ve hukuk mensupları ideolojik bir zihniyetin tarafı olmuşsa, zihniyetlerine uymayanları adaletsiz cezalandırıyor demektir. Bir ülkede, idare halkın inancına, kültürüne, diline, ırkına düşmanlık ediyorsa, devlet kendi eliyle anarşi ve ayrılık oluşturuyor, toplumu terörize ediyor demektir.
Merkezi Elazığ’da bulunan İHYA DER’in, merkez yönetici, üye ve ilçe temsilcilerine verilen ağır cezalar, bu ülkede devlet kurumlarına yerleşmiş derin ideolojik zihniyetin bir ürünüdür. İstiklal mahkemelerine sevdalı, inanç düşmanı, adalet postuna bürünmüş kurtların, masumlara saldırıp yaşamlarını parçalamalarıdır. Devlet kademelerine yerleşmiş İslam düşmanlarının, Müslümanlara yaşam hakkı tanımama zulmüdür.
Filistin’de yapılan katliamlara yönelik ülkenin dört bir yanındaki insanlar, infiale gelip tepkilerini ortaya koydular. Masumların öldürülmelerine karşı, insanlıklarını ortaya koydular. Bu tepkilere milyonlarca insan katıldı. Bu tepkiler, örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilip, bu gösterileri düzenleyen STK yönetici ve üyeleri Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 14 Ocak 2010 tarihinde çok ağır bir şekilde cezalandırıldı.
Filistin’de öldürülenler hakkında gıyabi cenaze namazı kılmak, israil’in gerçekleştirdiği katliamları protesto etmek amacıyla gösteri düzenlemek ve bu amaçla düzenlenen gösterilere katılmak, Hz. Muhammed (s.a.v)’i anmak için ‘Kutlu Doğum Programları’ tertip etmek, Mekke’nin fetih yıldönümünde düzenlenen geceye katılmak suretiyle örgütsel faaliyette bulunmak suçlarından İHYA DER başkanı Muhammed Fatih DEMİRTAŞ’a 15 yıl, 18 kişilik üye ve temsilcilerine de 7.5’ar yıl olmak üzere toplam 150 yıl ceza verildi.
İstiklal Mahkemeleri hariç Türkiye yargı tarihinde hiç görülmemiş bir hız ile dava bütün aşamaları ile beraber 8 ayda karara bağlandı. Yukarıda da sıraladığımız suçları o kadar büyük ve kesin idi ki(!), hâkimlerin vicdan rahatlığı içinde acele ile ceza vermelerine neden oldu. İslama ve insanlığa kin dolu bir vicdanın rahatlığıdır bu.
Bu karar ve bu cezalar, israil ile işbirliği yapma ve israilin katliamlarına ortak olmaktır. Bu cezalar ile verilmek istenen mesaj şudur: israil olarak sen Müslümanları öldür, bombala, etrafına duvarlar örerek açık cezaevine koy, bizde burada Filistinlilere destek veren Müslümanları cezalandırıp yıllarca dört duvar arasına koyacağız. Duvar kafalı bir zalimlikle hem dışarıda ve hem de içeride Müslümanlara düşmanlık ediliyor.
Şuna da değinmek gerek, yıllardır yasal bir şekilde faaliyet gösteren İHYA DER suçlandığı tüm bu faaliyetleri valilik ve emniyet izni ile yapmıştır. Bu insanlar izni alınmış yasal faaliyetlerden dolayı bu şekilde cezalandırıldılar.
Cumhuriyet tarihi boyunca ve yakın tarih olan 28 Şubat süresince, ortaya konan hukuksuz zulümlerin bir çırpınışı söz konusudur. Çünkü İHYA DER’e yapılan operasyonun hazırlıklarını başlatan Elazığ Özel Hareket Şube Müdürü Erhan ATABEY, daha sonra Ergenekon terör örgütünden dolayı tutuklanmıştır. Buda İHYA DER’e yönelik bu operasyonun merkezi düğmesini gösteriyor. Devlete yerleşmiş bu terör örgütünün polis içindeki ayağı tutuklanmış ise yargı içindeki ayağı da tutuklanmalı. Yargı da bu teröristlerden temizlenmeli. İHYA DER dosyası tekrardan adil bir yargılanmaya açılmalıdır. Adalet bakanlığı müfettişleri derhal dosyayı ve mahkeme sürecini incelemeye tabi tutmalı ve yaşanılan hukuksuzluklara son vermeli.
Şu anda Ergenekon’dan tutuklu bulunan Elazığ Özel Harekat Şube Müdürü Erhan ATABEY zamanında hazırlıkları başlatılan, İHYA DER’e yönelik operasyonda derneği ‘Hizbullah’ ile irtibatlandırmak için düzmece bir belge hazırlanmış ve bu belgenin dernekten çıktığı iddia edilmiştir. Bilgisayar çıktısı olan bu belge, ne hikmetse yüzlerce kişinin oturduğu ince minderlerin altında hiç kırışmamış ve tertemiz bir şekilde çıkmıştır. Bu komplo belge, yasal çalışan STK ve basın-yayın organlarını suçlu duruma düşürmek için şer odaklarca hazırlanmıştır. Asıl cezalandırmak istediği faaliyetlerin suç olmadığını bilen devlet içindeki şer odaklar, suç delili oluşturma/ihdas etme yoluna gitmiştir.
Vatandaşına komplo kuran bir devlet, halkının düşmanlığını kazanır. Toplumu terörize eder, milleti kamplara ayırır, bölünmelere ve ayrılıklara sebebiyet verir. Geçmişin karanlıklarının yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladığı bugünlerde, hala komplolar üzerine bina edilmiş bu tür zulümler yaşanıyorsa hükümetin, emniyetin, askeriyenin ve medyanın güç birliği ettiği dönemlerin zulmü kıyasa gelmez. Hiçbir vicdan ve akıl da bu zulümleri kaldıramaz
Bu gerçekten hareketle, başta İHYA DER’e olma üzere yaşatılan tüm zulümlerin son bulmasını diliyor ve hukuk adına icra edilen hukuksuzlukları kınıyoruz.
Çeçen bir anne ve dört çocuğunun mağduriyetlerini sahiplenmek için gittikleri Kumkapı’daki Yabancılar Şube’sinde darp edilen İmkan-Der yöneticileri Ömer Bezirgan ve Nuray Canan Bezirgan çiftinin tabi tutuldukları muameleyi şiddetle kınıyoruz. AB, Demokratik açılım vs. süreçle iyileştirilmeye çalışılan sistemin, kapkara bir lekesidir bu. Gönüllerinde besledikleri kinin, zeminsiz ve zamansız nasıl zulme dönüşebileceğinin bir göstergesidir bu.
Darp edilmelerine sebep, söz konusu Çeçen anne ve çocuklarının İmkan-Der tarafından sahip çıkılıp, durumlarının basına yansıtılmış olmasıdır. Emniyet görevlilerinin dile getirdiği bu sebebin ruh hali şudur: Biz zulmedeceğiz, sahiplenen olmayacak. Sahiplenen olursa, kadın erkek demeden bu şekilde hadlerini bildiririz. İmkan-Der yöneticilerine yapılan bu saldırı şöyle bir gerçeği de ortaya çıkarıyor: İstanbul gibi haberlerin medya üzerinden topluma çabuk yansıdığı bir merkez ve İmkan-Der yöneticileri gibi medya ile sıkı ilişkili şahıslar böyle bir saldırıya şahit olup maruz kalıyorlarsa, varın bu ülkenin ücra köşelerinde, sıradan şahısların uğradığı muameleyi hesap edin.
Ayrıca kartel ve ulusal İslami medyanın haberdar olmasına rağmen bu olayı haber yapmaması, emniyetle el ele verip olayın üzerini örtmeye çalışması da bir ihanet ve suç ortaklığıdır. Çünkü medyanın görevi de yaşanan olayları haber yapmaktır. Medyanın bu tutumunu da şiddetle kınıyoruz.
Bu olayla beraber, ümmetin ve dünya halklarının mazlumları olan Çeçenlerin durumuna da dikkat çekmek gerekir. Batılı ülkelerin İslam coğrafyasına zulüm konusunda Rusya ile paylaşım sergilediği ve İslam ülkelerinin de Rusya ile çıkar ilişkileri gözetip mazlumiyetlerine göz yumduğu Çeçenler, dünya üzerinde çok acılar çekiyorlar. Dışarıdakiler konusunda kudret dairemiz dar olsa da Türkiye’deki Çeçenlerin yaşadıkları dram, bu ülke ve halkının insanlığındaki ve inancındaki kara bir lekedir. Hükümetten ve ülke halkından bu kara lekeyi temizleyip mazlum Çeçen halkına sahip çıkmalarını istiyoruz. Bunu da yap(a)mıyorlarsa, bari onlara yardım eden STK’ları rahat bıraksınlar.